Zamanını satarak değer yaratan bir ekonomist, yazar, spor yazarı, danışman, eğitimci, akademisyen, TV Programcısı hatta son dönemlerde bir de reklam oyuncusunun hayatı nasıl geçer? Ben bir de ona "network yöneticisi" demek istiyorum. Çünkü nevi şahsına münhasır bir kişilik ve fikir önderi olan Deniz Gökçe'nin, sayısı onbirlerle tarif edilebilecek bir ağ üzerinde, birbiri için doğru adres olabilecek kişileri bir araya getirmek konusunda üzerine yok! Bunların çoğunu da sosyal sorumluluk olarak değerlendirmek de mümkün. Ama anlatmak istemeyeceği de malum, zaten bu röportajın konusu da bu değil...
Biz bugün, Deniz Gökçe'nin, Boğaz'ı içine çeken, Ulus'taki dairesindeyiz. Burası bir ev ve ofis... Hayata karşı koşan bir insanın, matematiksel hesaplarla zamanı yöneterek kurduğu bir sistemin en değerli parçası... Evin en büyük odası, en güzel İstanbul karelerinden birini gözlerinizin keyfine sunuyor. Rahat, konforlu koltuklar, yemek masasından bozma uzun, geniş bir çalışma masası, tüm duvarlara yayılmış, beyaz bir kütüphane ve kitaplara ulaşımı sağlayan bir merdiven... Gökçe'nin İstanbul'da olduğu günlerin önemli bir bölümü, işte bu alanda, okuyarak, yazarak, konuşarak, izleyerek geçiyor. Akşamları erken yatıyor, hatta bazen, masasından kalkıp, İstanbul'u izlediği kanepede, tatlı tatlı uyuyor.
Sonra, sonra sabah güneşi doğarken, onu yeniden çalışmaya çağırıyor...
Bunu yapmasam bu kadar çok faaliyette bulunamam değil mi? İstanbul'da olduğum zamanlarda, üniversitede ders verdiğim saatlerden sonra genelde evde olurum. Bunun dışında yürüyüşe veya Bebek'te bir çay içmeye çıkarım. Veya çok sayıda yabancı gazeteyi takip ederim. Laf açılmışken, orada bir ön yargım vardır. Gazeteleri, özellikle yabancı olanları internetten takip etmem. Gazeteyi elimde görmek isterim, onunla temasım çok önemlidir. Eve yabancılarla birlikte günde yaklaşık 30 gazete girer. Benim evimde müthiş bir kağıt birikimi ve tüketimi vardır. Her gün büyük torbalar dolusu kağıt, gazete vb.yi dönüşüme göndeririz.
Gün benim için çok erken başlar. Güneş doğduğunda kalkarım, her sabah ortalama 3 saat okuma yaparım. Ama çok çabuk okurum. 09.00 civarı okuma biter. Sonra gazete yazımı yazarım. Ardından telefonlar çalmaya başlar. Ondan sonra bir yere, bir işe gidiyorsam giderim. Eğer gitmezsem evde otururum. Eğer evdeysem de gün içinde 1 saat şekerleme yaparım.
Bazı günler İstanbul dışında, seyahatte oluyorum. Ortalama olarak bakarsak, haftanın 2 günü diyebiliriz. Benim gibi sık seyahat edenler havaalanlarının tüm olanaklarından yararlanır. Örneğin sabah 09.00 uçağı ile gideceksem, 08.00'de yola çıktığımda trafik olacağı muhakkak... Ben alana 06.00'da gidip yazımı oradan yazıp ADSL ile gönderiyorum, işlerimi toparlıyorum. Yani trafikte kaybedeceğim zamanı alanda çalışarak değerlendiriyorum. Havaalanında internet vb olanakların gelişmiş olması büyük bir avantaj... Ya da örneğin, akşam 19.00 uçağıyla Ankara'dan İstanbul'a dönerseniz de trafiğin içine düşersiniz. Ben de 22.00 uçağıyla dönerim. Seyahatler ve iş gezileri dışında ise evimde çalışmaktan keyif alıyorum.
Benim için ev her zaman çalıştığım, dinlendiğim, uyuduğum, güneş doğduktan sonra zamanın önemli bir kısmını geçirebildiğim yerdir. Ben evimi ofis ve ev olarak kullanırım. Bu durum hayatım boyunca değişmedi. Üniversitedeki derslerimden ya da eğitimlerimden çıktıktan sonra eve dönerim. Örneğin şu an saat 18.00. Bugün sabahtan beri, yalnızca 20 dakikalığına, bankaya gitmek için dışarı çıktım. Ve sabah 07.00'den beri çalışıyorum. Bu tabii biraz da teknolojinin hayatımızdaki varlığı ile mümkün olabilen bir avantaj. Eğer dışarıda değilsem, İstanbul dışında bir konferans vermiyorsam, bir maça gitmediysem ya da üniversitede değilsem, yerim burasıdır. Evde çalışmayı her zaman çok sevdim. Amerika'da yaşarken de evimi üniversitedeki ofisten daha fazla kullanırdım. Gördüğünüz gibi, bu evde çok sayıda kitap var. Arka tarafta 2 oda dolusu kitap daha var. Her şeyim buradadır. Günde 20-30 tane gazete okuduğumu da düşünün. Bu şu anlama da geliyor: Ev bana zaman kazandırıyor. Akşam 22.00-22.30 gibi uyurum. Sabah 06.00'da kalkarım. Beni güneş uyandırır. Dışarıdan masama bakıldığında bile düzensiz olduğu düşünülebilecek bir evde yaşarım ama o düzensizliğin içinde bir sistem vardır. Her şeyi hemen bulabilirim.
1'inci koşulum manzaradır. Çalıştığım ve yaşadığım evin, su ve yeşil görmesi benim için çok önemli bir kriterdir. Eve benim kadar sık girip çıkan biri için 2'inci koşul, park sorunu olmamasıdır. 3'üncü koşul ise trafiğe minimum düzeyde takılarak istediğim noktaya ulaşabilmemdir.
Benim için televizyon, müzik ve okuma önemli koşullardır. Genel olarak bakacak olursak, rahatlık en önemli ihtiyacımdır.
Evet, yemek masası ile aynı boyutta, kocaman, karmakarışık bir çalışma masam var. Salon, çalışma ve yaşama alanımdır. Bu evin salonunda yemek masası yok.
Ben klasik mobilya sevmem. Rahat, hafif ve taşınabilir olmaları önemlidir. Çünkü çok taşınma durumunda kalmış biriyim. Bunun için çok ağır mobilya merakım yoktur.
Burası herkese açıktır. Çok uzun süre kalırlar, aylarca, haftalarca kalırlar.
Bu tam bir kadın sorusu (Gülüyor). Ben yurtta yaşadım. Buraya gelen arkadaşlarım, örneğin, benim yurt, okul arkadaşlarımdır. 50 yıllık arkadaşlar... Bizim için sorun değil.
Kişisel olarak konuta bakış tarzım çok farklıdır. Datça ve Bodrum'da 2 yazlık evim var. Ama İstanbul'da kirada oturuyorum. Şöyle söyleyeyim. Benim bir kızım var. Datça'daki evi 20 yıl önce aldığımda çok küçük bir kasabaydı. Evi de cüzi bir fiyata almıştım. O zamanlar, kızım büyüdüğü zaman onun için güzel bir yatırım olur, ben de emeklilik hayatımı keyifle geçiririm diye düşünmüştüm. Bodrum için de aynı yaklaşım söz konusuydu. Ama insan, hayat, hayalleriniz sürekli değişir, değil mi?
Bu seçim insanın hayattaki duruşu ve ihtiyaçları ile bağlantılıdır. Bu evin içinde 100.000 dolarlık kitap var. 100.000 dolarlık kitabı da dönerken Amerika'da bırakmışımdır... Yani bir öğretim üyesinin yaptığı yatırımla ticari alanda faaliyet gösteren bir kişinin yaptığı yatırım birbirinden farklı olacaktır. Diğer yandan, birçok insan gayrimenkule emeklilik için yatırım yapar. Ben ise son 10 yılda önemli bir tasarrufa giriştim, bunun önemli bir kısmını da örneğin bireysel emeklilik sigortası sistemine yatırırım. Gayrimenkulde kiracı ile uğraşmak vb. de Türkiye'de çok büyük bir sorundur. O yüzden de tercih etmedim.
Dolayısıyla Türk insanının yaptığı gayrimenkul yatırımını ben ancak çok keyif alabileceğim bir yer olursa yaparım. Benim oturmayı seçtiğim yerlerde de fiyatlar aşırı derecede yükselmiş durumda. Bu nedenle kiracı kalacağım galiba.
İstanbul'daki konut fiyatları özellikle oturduğum yerde çok yüksek. Eğer satın alacak olsam şu an kiracı olarak oturduğum bu daireyi satın alırdım. Ama şu anda biraz fazla istiyorlar. Gayrimenkulde bir konutun değerinin hesaplanmasında, bir yıllık kiranın 20 misli olması gibi bir kriter vardır. Ancak şu anda 40 misli bir fiyata sahip.
Şöyle bir düşünce vardır: Kum, çimento, harç bir araya gelir, elde mala, tuğlalar üst üste dizilir, evler yapılır... Gayrimenkul bundan ibaret bir sektör değildir, öncelikle bunu anlamak lazım. Aslında müthiş bir sanayidir! İnşaat sektörünün GSMH'deki katma değeri yüzde 5 gibi gözüküyor. Ancak yan sektörleri de düşündüğümüzde yüzde 20'lik bir orana ulaşır... unla birlikte, yine dışarıdan baktığımızda inşaat sektörünün vasıfsız insan istihdam ettiği düşünülür. Bu da yanlıştır. Sektör vasıfları çok yüksek bir insan kaynağına sahiptir. Bununla birlikte yan sektörlerle birlikte değerlendirdiğimizde çok daha büyük bir alana baktığınızı anlarsınız... Camdan mobilyaya, boyadan sigortaya önemli bir büyüme söz konusudur.
İspanya 80'lere geçerken fakir bir ülkeydi. Aslında bir anlamda bize benziyordu. Ancak AB süreci ile birlikte, son 12-13 yılda müthiş bir gayrimenkul yatırımı yaptı. En önemlisi de bu yatırımı özellikle turistik bölgelerde yabancılara konut yapıp satarak değerlendirdi. Yani turizmle gayrimenkul inşaatını birleştirdi. Ve yeni bir sektör doğdu. Öyle ki, İspanya inşaat sektörü bugün AB'de son 10 yılda yaratılan toplam işlerin yüzde 50'sini yaratmış durumda! Almanya'dan tesisatçı, Fransa'dan elektrik ustası İspanya'ya gitmiş. Birçok yabancı konut almış. Bu gidenlerin bir kısmı da orada göçmen gibi kalmış. Yani İspanya Avrupa ülkelerinden özellikle de Almanya'dan göç almak gibi ender görünen bir durumu da gerçekleştirmiş. İspanya'ya müthiş bir göç oluyor. İşin çarpıcı yönü, bir yandan bu olurken diğer yandan bu süreçte bir başka müthiş bir şey geliyor. Konut finansmanı ile İspanyol bankaları çok büyüyor, Dünyanın en büyük bankaları arasına giriyorlar. Gayrimenkul kredilerini verip ondan sonra kendileri holding haline geliyorlar. Sonrada inşaat sektöründe üretim yaparak birer müteahhitlik ve sanayi kuruluşu haline dönüşüyorlar. 10-12 yılda edindikleri bu deneyimle bankalar ve şirketler dünyanın müteahhit şirketleri arasında önemli birer yere sahip oluyorlar. Yani konut ve gayrimenkul sektörü İspanya'yı yukarı çıkardı.
Tabii burada İspanya'nın AB'nin içinde olmasının yukarıda saydığım gibi çok büyük bir etkisi var. Bir başka örnek: Hollanda'da birikmiş tasarruf İspanya'da birikmiş kredi olarak verilebiliyor... Bu da 2'inci avantajı beraberinde getiriyor: Döviz krizinin yaşanmaması. Euro ile alınan kredi euro ile ödeniyor. Çünkü İspanya'nın da para birimi de euro. Hiç bir sıcak parası yok, kaçanı gideni yok. Doğal olarak tartışmalar ve belirsizliklerde ortadan kalkıyor. Tabii bizim de AB'ye girdiğimizde bu tip avantajlarımız olacak...
Bu da tabii 2 yönde oluyor: Ticari gayrimenkul ve gayrimenkul. Bunun sonucunda örneğin Maslak'ta peşi sıra gökdelenler ortaya çıkıyor. Şehrin klasik tarihi yerlerinden bu yeni yerlere geçiş yaşanıyor, yeni bir kapasite oluştu. Gayrimenkul sektörü böyle işler. Bu süreç tüm büyük kentlerde yaşandı. Tabii kentin içinde yeni bölgeler açılınca, trafik ve başka sorunlar da beraberinde geliyor. Ama bu bir değişimdir! Değişim çok önemlidir. İstanbul değişimden çok büyük pay alacaktır. Çünkü Türkiye'deki kentleşme çok hızlı gelişiyor. 1950'lerde nüfusun yüzde 15'i kentlerdeyken bugün bu oran yüzde 70'lere yükselmiş durumda. Bu da ciddi gayrimenkul ihtiyacı olduğunu gösteriyor. O nedenle bu sektör gelişecek.
Yatırımın her alanında, kriz ve durgunluk dönemlerinde bile değerini koruyan, hatta değerini artıran araçlar daima vardır. Borsa...
DevamımadeByCAT® Content by Kolay İletişim
Bu portalda verilen bilgiler çeşitli mecralarda arzedilen gayrimenkul ilanlarından yapılan analizler sonucu oluşturulmuş olup, tavsiye ve yönlendirme niteliği ve amacı taşımaz. Tüm hakları saklıdır.
BankPozitif Kredi ve Kalkınma Bankası A.Ş. © Copyright 2008